İçeriğe geç

1533 İstanbul Antlaşması hangi sefer sonucu imzalandı ?

1533 İstanbul Antlaşması: Seferin Sonrası, Bir Antlaşma, Ve Biraz Mizah

Bir Antlaşma, Bir Sefer, Ve “Güzel Bir İşlem”!

İzmir’de sabah kalkıp kahvemi içerken, her zaman olduğu gibi beynimdeki o “tuhaf düşünceler” tavan yapmıştı. İşte o an: “1533 İstanbul Antlaşması hangi sefer sonucu imzalanmıştı?” Hani bazen insanların hayatındaki her şeyin bir anlamı vardır ya, bu da öyle bir şeydi. “Tarihi düşündüğümde, neden böyle sorular beni bu kadar etkiliyor?” diye sordum, sonra “Bunu yazabilirim!” diye düşündüm ve başımı cama yaslayıp kendi kendime gülümsedim.

İstanbul Antlaşması… Hani şu Osmanlı’nın gücünü pekiştirdiği, tabii ki de kazandığı bir anlaşma. Bunu birinin “şimdi de mi Osmanlı” diye başlarcasına anlatan biri gibi yazacağım, ama unutmayın, burası 1533. Yani bu olay, bir tür “komik bir anı” gibi. O dönemdeki insanların “planlarındaki” şaşkınlıkları göz önüne alındığında, bu tarihsel olay bir komedi filmine dönüşebilir.

1533 İstanbul Antlaşması: Hangi Sefer Sonucu, Hangi Adamlık!

Olay şöyle gelişmiş: 1533 yılı, Osmanlı için muazzam bir yıl. Hani bir bakıyorsun, İstanbul’daki camilerde sesler yükseliyor, ama İstanbul da sessiz bir yer değil. 1533 İstanbul Antlaşması’nın temelleri, ünlü “Deli İbrahim” dedikleri Osmanlı Padişahı Süleyman’ın, Batı’da her şeyin kontrolünü elinde tutan Avusturya Arşidüklüğü’ne karşı bir zaferi sonrasında atıldı.

Peki bu kadar mı? Hayır. Tabii ki de sadece arada imzalanan bir kağıt parçası değil bu. 1533 İstanbul Antlaşması, Viyana Seferi’nin ardından ortaya çıktı. Ne? Viyana Seferi? Evet, o dönemde Osmanlı’nın Avrupa’da büyük bir zafer elde ettiği ve imparatorluk sınırlarını genişletmeye devam ettiği o meşhur sefer!

O zamanlar, Avusturya ile ciddi bir gerginlik yaşanıyordu. Ama tabii, tarih biraz daha renkliydi. Ne de olsa Osmanlı “güzel bir işlem” yapıyordu, değil mi? Tüm bu savaşlar, dövüşler, zaferler bir noktada “bu kadarına pes!” dedirtiyor. Ama işte biz, her zaman seviyoruz o “başarıyı!” Süleyman, Avusturya’yı zekice bir şekilde dizginledikten sonra, kimseye hiç oralı olmadan İstanbul’a dönüp, tahtını sağlamlaştırmak üzere bir anlaşma yapmaya karar verdi.

Tabii burada bir parantez açalım. O dönemde kimse, “Hadi Süleyman, artık rahat bırak!” demiyordu. O kadar ciddi bir işti ki, Süleyman ve Avusturya’nın arası bir nebze olsun düzelmeye başladığında, bir bakıyorsunuz, kağıtlar ortaya çıkıyor ve imzalar atılıyor. İşte 1533 İstanbul Antlaşması burada devreye giriyor.

Seferin Sonrasındaki O An, Bizim O Anımız

O gün İstanbul’a dönerken, tarih kitaplarına imza atan Süleyman’ın hislerini bir şekilde anlıyorum. Ama bu kadar da olmaz, değil mi? Şimdi şöyle düşünün: Diyelim ki, bir arkadaşınız var ve yıllarca sizi yarışta geçmeye çalıştı. Birden siz kazandınız, ve o an, “Şimdi de gülümsesenize!” dediğinizde, işte o gülümseme, bir de bakmışsınız bütün İstanbul’a yansımış. Oysa, kimse kazandığınızın ne kadar kıymetli olduğuna odaklanmıyor. Herkes sadece “ne kadar güçlü görünüyorsunuz” diyor. Oysa sürecin içinde yaşadığınız karışıklıkları kimse sorgulamıyor.

İşte 1533 İstanbul Antlaşması da aslında buna benziyor. Avusturya, bu anlaşmayı imzalayarak, Osmanlı’nın etkisini resmen kabul etti. Hem de ne etkisini! Güç gösterisi diyebiliriz. Ama tabii, bir anlamda da “biraz da işleri düzeltmek”ti. Bu anlaşma, Avrupa’daki bazı dengeleri değiştirdiği gibi, hem Osmanlı’nın hem de Avusturya’nın geleceğini şekillendirdi.

“Tabii, şimdi rahatlayabiliriz!” dedik ama olay bu kadar basit değil. O anın efsanesi, sadece kağıt üzerinde yapılan bir anlaşmadan ibaret değil. Yani, kimse gelip “Viyana’yı fetheden Süleyman, şimdi Avusturya’yla barış anlaşması imzaladı” demedi. Herkes sadece “Deli İbrahim”i konuştu. Hatta o kadar garipti ki, adam sanki “yeniden bir zafer” isteğiyle imzaladı anlaşmayı!

Sonuç Olarak: Yine Bir Zafer, Yine Bir Kağıt

1533 İstanbul Antlaşması’nın tarihi detayları ne olursa olsun, aslında bu olay da bizim o anlarımıza çok benziyor. Bazen çok büyük işler yapıyoruz ama hâlâ bazen insanlar, “Bu kadar basit bir şeyin arkasında ne var ki?” diye düşünüyor. Oysa işte tarih, bazen bu basit gözüken hareketlerin arkasında büyük anlamlar taşır.

Bir arkadaşım geçenlerde, “Bunu yazsan kesin daha çok okunur” dedi. Ama ben tam olarak ne yazacağımı bilemedim. Sonunda tarih, yine kahkahalarla harmanlanan bir süreç oldu. Bazen tarihin çok ciddiye alınacak tarafları var, bazen ise her şeyin arkasında hafif bir “gülüş” bulunur. Belki de tarih, aslında sadece büyük işler değil, ama o işleri yaparken yaşanan anlık heyecanları, zorlanmaları ve bazen kendini hafif hissettiğin o anları yazıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
hiltonbet yeni giriştulipbet