Kalbi Selîm Olmak Ne Demekti Bilmiyordum
Bazı sorular insanın içine sessizce yerleşiyor. Gürültü yapmadan, bağırmadan… ama hep orada durarak. “Kalbi selîm nasıl olunur?” sorusu da bende böyle başladı. Kayseri’nin soğuk bir sabahında, camdan dışarı bakarken aklıma düşmüştü. O gün ne gökyüzü çok açıktı ne de içim.
25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca sıradan bir hayatım var gibi görünüyor olabilir ama içimde sürekli konuşan bir kalabalık var. Çoğu zaman susturamadığım, bazen de susturmak istemediğim bir kalabalık. Günlük tutmayı bu yüzden seviyorum. Kendi iç sesimi yakalamaya çalışıyorum gibi. Ama bazı günler kalem bile yetişemiyor içimdeki karmaşaya.
O sabah, işe gitmeden önce eski defterlerimden birini karıştırırken “kalbi selîm” yazmışım bir köşeye. Altına da bir şeyler karalamışım ama okunmuyor. Sanki o an bile anlamını tam bilmiyormuşum gibi. O yazı bana gün boyu yapıştı kaldı.
Bir Kafede Başlayan Sessizlik
Öğleden sonra Kırcami taraflarında küçük bir kafeye oturdum. Kayseri’nin o sert rüzgârı camlara vururken içerisi garip bir şekilde sakindi. Elimde çay, önümde defter… ama yazamıyorum.
İnsan bazen en çok yazmak istediği şeyi yazamaz ya, işte öyle bir an.
Yan masada iki kişi tartışıyordu. Sesleri yükselmiyordu ama kelimelerin keskinliği hissediliyordu. Birbirlerini anlamaya çalışmıyorlardı bile. Sadece haklı çıkmaya çalışıyorlardı. O an içimden şu geçti: “Ben de böyle miyim?”
Kendi içimde ne kadar çok savaş verdiğimi düşündüm. İnsanlara kırıldığımda hemen kapanan tarafımı, sonra günlerce içimde dönen cümleleri… Belki de kalbi selîm olmak dediğimiz şey, tam da burada başlıyordu: içindeki gürültüyü azaltabilmek.
Ama bu o kadar kolay mıydı?
Değildi.
Çünkü ben de çoğu zaman haklı olmak istiyordum. Anlaşılmak değil, doğrulanmak istiyordum. Bunu fark edince içimde hafif bir utanç hissettim. Utanç ağır bir şeydir; insanı yere bastırır ama aynı zamanda uyandırır da.
İlk Kırılma: Beklediğim Mesaj Gelmeyince
O günün akşamı, uzun zamandır konuşmadığım birinden mesaj bekliyordum. Önemsiz gibi görünen bir bekleyişti belki ama benim için büyüktü. Telefonu her açışımda aynı hayal kırıklığı.
Gelmedi.
O an kendime kızdım. “Neden bu kadar önem veriyorsun?” dedim içimden. Ama kalp dediğin şey mantıkla konuşmuyor ki. Beklemek bazen insanın kendi kendine kurduğu bir tuzak gibi.
O gece defterime şunu yazdım:
“İnsan en çok beklerken kirleniyor galiba. Bekledikçe umut büyüyor, umut büyüdükçe kırılma daha sert oluyor.”
Sonra durdum.
Kalbi selîm olmak… Acaba beklememeyi öğrenmek miydi? Yoksa beklerken bozulmamayı mı?
Bilmiyordum.
Kalbimle Yüzleştiğim O Gece
Gece yarısına doğru dışarı çıktım. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarpınca biraz kendime geldim. Yürümek iyi geliyor bana. Özellikle kafamın içi kalabalık olduğunda.
O sokakta yürürken birden çocukluğumu düşündüm. Daha basit olduğum zamanları. Bir oyuncağın kırılmasına bu kadar üzülmediğim, bir mesaj gelmedi diye kendimi değersiz hissetmediğim zamanları.
Ne değişmişti?
Büyümek mi?
Yoksa ben mi ağırlaşmıştım?
İçimde bir ses “kalbi selîm olmak istiyorsan önce yüklerini bırak” dedi sanki. Ama hangi yükler? İnsan hangi duygusunu bırakabilir ki?
Öfkesini mi?
Kırgınlığını mı?
Beklentisini mi?
Bunları düşünürken kendimi bir bankta buldum. Ellerim cebimde, başım öne eğik. O an fark ettim: Ben aslında sadece huzurlu olmak istiyorum. Ama huzur, öyle dışarıdan gelen bir şey değilmiş. İçeride bir düzen gerekiyormuş.
Bir Yaşlı Adam ve Tek Bir Cümle
Bankta otururken yanımda yaşlı bir adam oturdu. Önce fark etmedim bile. Sonra hafifçe öksürdü.
“Üşümüyor musun evlat?” dedi.
“Alıştım” dedim.
Gülümsedi. Sonra hiçbir şey sormadan devam etti:
“İnsan en çok kalbini kirletmekten yorulur.”
Bu cümle öyle sıradan bir cümle değildi. Sanki benim günlerdir aradığım sorunun cevabı gibi duruyordu orada.
Kalbimi kirletmek…
Ne demekti bu?
Kırıldıkça sertleşmek mi?
Sevmedikçe uzaklaşmak mı?
Yoksa herkesi kendim gibi sanmak mı?
Adam kalkıp gitti. Hiçbir şey açıklamadı. Ama o cümle bende kaldı. Saatlerce.
Kalbi Selîm Olmak Nasıl Başlar?
Ertesi gün uyandığımda içimde garip bir hafiflik vardı. Tam anlamıyla huzur değil ama eski ağırlığın biraz azaldığı bir hâl.
Defterimi açtım ve ilk kez “kalbi selîm nasıl olunur?” sorusunu yazdım büyük harflerle.
Altına düşünmeden yazmaya başladım:
1. Beklentiyi azaltmak
İnsanlardan, olaylardan, kendinden… En çok da kendinden.
Çünkü ben çoğu zaman kendimden bile fazla şey bekliyordum. Her şeyi doğru yapmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Hata yaptığımda kendimi affetmiyordum.
Ama kalbi selîm olmak, belki de önce kendine merhamet etmeyi öğrenmekti.
2. Kırıldığında hemen sertleşmemek
Önerdiğimiz İçerik: Kalbi bir olmak ne demek ?
Ben genelde kırıldığımda içine kapanan biriyim. Ama fark ettim ki kapanmak bazen iyileştirmiyor, sadece donduruyor.
O yaşlı adamın cümlesi aklıma geldi: “Kalbini kirletmekten yorulmak…”
Belki de kirlenmek dediği şey, sürekli savunmada olmaktı.
3. Susabilmek
Haklı olduğum yerde bile susabilmek… Bu en zoruydu.
Çünkü susmak, kaybetmek gibi geliyordu önce. Ama sonra fark ettim ki bazı konuşmalar aslında kazanmak için değil, incitmek için yapılıyor.
Kalbi selîm olmak belki de incitmemeyi seçmekti.
Susmanın İçindeki Savaş
O gün akşam yine bir tartışma yaşadım. Küçük bir meseleydi aslında. Ama içimde büyüyordu.
Normalde sert konuşurdum. Kendimi savunurdum. Ama bu kez durdum.
Sadece sustum.
İlk başta içimde bir fırtına koptu. “Neden cevap vermiyorsun?” diyen bir ses vardı içimde. Ama birkaç dakika sonra o ses azaldı.
Ve garip bir şey oldu.
Kendimi kaybetmedim.
Tam tersine, ilk kez kendime yaklaştım.
Kalbimin İçindeki Sessiz Değişim
Günler geçtikçe fark ettim ki değişim büyük cümlelerle olmuyor. Büyük kararlarla da değil.
Küçük anlarla oluyor.
Birine cevap vermemek.
İçinden geçen kötü cümleyi yutmaktan vazgeçmek.
Bir kırgınlığı büyütmemek.
Bir bekleyişi serbest bırakmak.
Bunlar küçük gibi görünüyor ama insanın içini yavaş yavaş değiştiriyor.
Ben hâlâ aynı kişiyim aslında. Hâlâ kırılıyorum, hâlâ bekliyorum, hâlâ yanlış düşünüyorum.
Ama artık bazı şeyleri daha erken fark ediyorum.
Bu bile yeterli gibi geliyor.
Son Bir Akşam ve Gökyüzü
Bir akşamüstü yine yürüyüşe çıktım. Gökyüzü turuncuya dönüyordu. Kayseri’nin o sert havası yumuşamış gibiydi.
Defterimi yanıma almıştım ama açmadım bile.
Sadece yürüdüm.
O an içimde garip bir cümle oluştu:
“Kalbi selîm olmak, hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiklerinle boğuşmadan yaşayabilmekti.”
Bu cümle bana iyi geldi.
Çünkü ben uzun süre hislerimi bastırmaya çalışmıştım. Oysa mesele bastırmak değilmiş. Mesele, hislerin seni yönetmesine izin vermemekmiş.
Sonunda Anladığım Şey
Kalbi selîm olmak benim için bir hedef değil artık. Daha çok bir yön gibi.
Bazen uzaklaşıyorum o yönden, bazen yaklaşıyorum.
Ama artık biliyorum ki bu bir varış noktası değil.
Bir yol.
Ve bu yolda en önemli şey, kendi kalbini düşman gibi görmemek.
Ben hâlâ öğreniyorum.
Hâlâ kırılıyorum.
Hâlâ bazı geceler telefon ekranına bakıp hiçbir şey beklemediğimi kendime inandırmaya çalışıyorum.
Ama artık şunu da biliyorum:
Kalbi selîm olmak, mükemmel olmak değil.
Sadece daha az zarar vermek. Ve en çok da kendine karşı biraz daha yumuşak olabilmek.
Eklektika olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “Kalbi selîm nasıl olunur” konusunda daha fazlası için takipte kalın!
Buna da Göz Atın: Kalay nasıl gösterilir ?